17 Ocak 2013 Perşembe

ONUN GİBİSİ YOK


                                                   
Onun gibisi yok. Ben görmedim hiçbir diyarda, hiçbir yerde. Gittim, gezdim, gördüm nice yerleri ama yok. Aradım, taradım bulamadım onun gibisini. Memleketim. Ne de güzelsin sen. Ufak bi gezintiye çıkarayım sizleri bu yazımda. Belki gitme fırsatınız olmadı, yolunuz düşmedi. Ama hayatta gidip görülmesi gereken bir yer Kayseri.
Uzun ve yorucu bir yolculuk başlar önce. Ama gidilen yerin güzelliği daha şehrin girişinde gösterir kendini. Muhteşem görkemiyle Erciyes Dağ karşılar sizi. Yakınlaştıkça uzaklaşan, uzaklaştıkça yakınlaşan Erciyes Dağı tepesi puslu, uzaklardan gelenleri selamlar önce.
Bütün yorgunluğunuz biter bu büyülü şehre geldiğinizde. Yabancılık çekmezsiniz bu kentte. Kayserili yardımseverdir, tertemizdir. Bu kente geldiyseniz önce Erciyes’e gitmelisiniz. Tabi bu yolculuğu kışın yapmanız daha iyi olur. Bembeyaz örtüsüyle Erciyes unutturur size bütün acılarınızı. Erciyes Dağı’nn eteklerindeki Sultan Sazlığı ve Yahyalı ilçesindeki Kapuzbaşı şelaleleri gidilip görülmesi gereken diğer bir yer. Temiz bir hava, kır lokantalarının ve kafelerinin yer aldığı güzel bir mekan.
Medeniyetlere beşiklik yapmış olan her adımınızda tarih kokan bir şehir Kayseri haliyle tarihi mekanlarını gezmeden olmaz. Şehrin merkezi eski ile yeninin bir sentezidir. Cumhuriyet Meydanı’nda sizleri Anadolu Selçuklu zamanından kalma kale karşılar. Hemen arkasında kapalı çarşısı, yan tarafında muazzam görünümlü bir camii vardır. Büyük alışveriş merkezleri, hanları, hamamları, konakları. Ve gelmişken kesinlikle gitmeniz gereken diğer bir yer Mimar Sinan’ın dünyaya gözlerini açtığı ev ve Atatürk’ün Kayseri ziyaretinde kalmış olduğu evidir.
Mevlana’nın hocası Seyyid Burhaneddin Türbesi görülmesi gereken diğer bir yerdir. Anlayacağınız nereye adımınızı atarsanız atın tarihten kalma bir şeyler bulursunuz bu şehirde.
Kayseri havasıyla, suyuyla, insanıyla bir başkadır. Yaşanılası şehir Kayseri.

                                                                                                            GAMZE ASLAN

HANİ OLUR YA BAZEN



                                                  
    
   Hani olur ya bazen. Kelimelerin bittiği bir an. Söylenecek hiçbir söz kalmaz ya. İşte bugün tam da öyle bir gün. Soyutlarsın ya kendini, zaman durmuş gibidir, Gözlerini kapatıp düşünmek bile istemezsin ya. İşte şimdi tam da öyle bir an. Anlatamazsın ya bazen. Halini anlatacak ne kelimeler kalmıştır ne de anlatınca seni anlayan. Öyle ya başa gelmeyince anlaşılmazmış ya. İşte şimdi tam da öyle bir an. Düşüncelerini bile kontrol edemezsin ya, başka şeylerle uğraşırsın, mutlu görünmek için kahkahalar atarsın ama bir an çok değil bir- iki saniye bile kendinle baş başa kalsan yine dalar gidersin ya işte şimdi tam da öyle bir an. Alamaz ya seni bu düşüncelerden hiçbir konu, hiçbir durum. Öyle ki hayat anlamsız olur ya yaşıyorsundur, her şey normal görünür ama aslında etraftaki hiç kimse derdine derman olamaz ya. İşte şimdi tam da öyle bir an. Böyle anların belki de en iyi yönü yazıya dökünce insanın bir an olsun rahatlamasını sağlaması. Öyle ya büyük eserler, büyük şiirler hep yaşanmışlıkların  ya da yaşanamamışlıkların üzerine ortaya çıkarmış ya .
Hani olur ya bazen çok yakın bir o kadar da uzak olduğun anlar. Görsen de konuşsan da hatta ve hatta yan yana gelsen de arada köprüler, arada dağlar vardır ya. İşte öyle. Anlatamazsın, susarsın… 
Hani olur ya bazen, kelimelerin kifayetsiz kaldığı anlar. Dünya sanki durmuştur ya bazen senin için. Kalbinle aklın uzlaşamaz ya. İşte şimdi tam da öyle bir an. Ne bileyim işte hani olur ya bazen…

                                                                                                  GAMZE ASLAN


1 Ocak 2013 Salı

KAYIP ARANIYOR!!!


Bir kaybımız var. Bütün dünyada yitip giden bir değer aranıyor. İnsanlık!! Dünya’da büyük bir artışla yaşanmaya devam eden şiddet, yozlaşma, duyarsızlık bu değerin kaybolduğunu gösteriyor.
 Bu dünya hayatı öyle bir içine alıyor ki insanı farkında olarak veya olmayarak kırılan kalpler, her şeyin daha iyisini elde etmek için gözleri bürüyen hırs.
Yitip giden değerlerimiz… Öyle ki halinden fakir bir ailenin çocuğu olduğu anlaşılan bir çocuk soğuk mu soğuk havada üzerinde ince bir ceketle mendil satmaya çalışıyor. Ama etrafında bakışlarında kibir saklı bir çok insanın ‘İstemez!!’ şeklindeki söylemleriyle karşı karşıya kalıyor. Bu mu diyorum bizim insanlığımız. Nerde kaldı bizim yardım severliğimiz. Çocuğun öyle bir hayatı olması elinde mi? ya da hiç düşündük bizim sonumuz ne olacak. Şu an iyi bir hayatın olabilir peki ya sonra? Garantisini verebiliyor musun, geleceğinin? Elbette ki hayır. Peki o zaman niye bu kibir, kendini beğenmiş davranışlar…
Kimilerinin tek derdi birilerinin kendisi için ne düşündüğü ve ne söyleyeceği olmuş. Çok iyi desinler, cömert desinler… vs. bunun için de adamına göre muamelelerde bulunmak bir gün içinde on çeşit maske kullanmak hayat felsefeleri olmuş kimilerinin.
Etrafında ne oluyor haberin yok. Kimse umrunda değil. O zaman nerde kaldı senin insanlığın? İnsan olmak her şeyin en iyisini elde etmek mi sadece? Hiç düşünüyor musun, hiçbir karşılık beklemeden zor durumda olan bir arkadaşına nasıl yardım ederim diye. Yoksa iyi gün dostu musun? Para, pul, şöhret… hepsi gelip geçici şeyler bunların. Ne zaman kendi doğruların oldu, ne zaman insanlara sırf insan olduğu için değer verdin? Bu sorulara cevap verebiliyor musun?
Kısa bir süre çok değil bir iki dakika dur ve düşün. Mutlu musun çıkar ilişkilerine dayalı arkadaşlıklarından, neyi niçin yapıyorsun farkında mısın? Düşün ve karar ver. Yalnız çabuk ol çünkü kayıp olan insanlık sen bu sorulara doğru cevapları verdiğinde bulunabilir…

                                                                                                     GAMZE ASLAN